Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İslam toplumlarında yüzyıllardır maddi hayatın kıskacında sıkışan insanlar için dini yaşantının bir boyutu olarak çıkış yolları sunan tasavvuf ekolleri vb. dini oluşumlar günümüzde de aynı şekilde dini hayatın bir boyutu olarak varlığını devam ettirmektedir.  İslam toplumunda karşımıza çıkan ilk dini grup formu tasavvuf ekolleri olarak ifade edilebilir. IX. Yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve İslam mistisizmi olarak tanımlayabileceğimiz tasavvuf hem dinin bir yorumu, hem de bizatihi kendisi olarak geniş kitleler tarafından kabul görmüştür.

Tasavvuf kelimesinin kökü ve terim olarak ne anlama geldiği ile ilgili yapılan farklı tanımlama ve yaklaşımlardan anlaşılan tasavvufun, insanın Kur’an-ı Kerim’i Hz. Peygamber gibi anlayıp yaşamaya çalışması ve her türlü kötü huylarını terk ederek aşk ile Allah’a ulaşma çabası olduğu, amacının ise Allah Resulü’nün ahlâkıyla ahlâklanmak olduğu söylenebilir.

İnsanın ruhsal yönüyle ilgilenen tasavvuf modern çağda psikolojiyle mukayese edilmeye başlamış hatta onunla rekabet eder olmuştur. Örneğin Schimmel tasavvufu “insanın kendini gerçekleştirme yolunda uğraş vermesi” olarak tanımlamaktadır. İdris Şah ise tasavvufu insanın doğal yapısının bir ifade biçimi olarak tanımlar ve Batı dünyasında geliştirilmiş tüm psikoloji ekollerinden daha ileri seviyede bir psikoloji ekolü olduğunu iddia eder.

İslamî literatürde tasavvuf düşüncesinin kurumsallaşmış haline diğer bir ifadeyle teorik alandan pratik alana geçişini tarikatlar ifade etmektedir.  Arapça yol anlamına gelen tarikat(lar) Allah’a ulaşma gayesiyle aynı tasavvufi düşünce merkezinden hareket eden fakat farklı ilke ve metotları benimseyen oluşumlar olarak değerlendirilebilir.

Yapılan çalışmalar insanların içsel ve dışsal nedenlerle tasavvufi yaşantıya yöneldiğini göstermektedir. Daha derûnî bir dini yaşantı sürdürebilmek için tarikatlara yönelen kişiler olduğu gibi sosyal prestij ve statü elde etmek için bu tür dini gruplara yönelenler de sözkonusu olmaktadır.

Tasavvufi yaşantıya yönelmeyle ilgili psikolojik tahlillere geçmeden önce mutasavvıfların konuya nasıl yaklaştığına bakmak yerinde olacaktır.

Mutasavvıflar Kur’an’ın insanoğlundan bahseden iki ayete dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi “Sizi çamurdan yaratan, sonra da ecelinizin vaktini takdir eden O’dur (Allah’tır)” şeklindeki En’am Suresi 2. ayet ikincisi ise “Hani Rabbi’in meleklere demişti ki: Ben çamurdan bir beşer yaratacağım. Ona şekil verip de Rûh’umdan üflediğim zaman ona secde edin!” şeklindeki Hicr Suresi 28-29. ayetlerdir. Mutasavvıflar bu iki ayetten hareketle Kur’ân, insanın varlık yapısında fânî olan beden ve bâki olan Allah’ın Ruhu (Rûhullâh) olmak üzere iki alanın birleştiğine dikkat çekmektedir. Yine bu ayetlere bakıldığında Allah ile insan arasında ezelde bir ahitleşmenin söz konusu olduğu görülmektedir. Buna göre insan, Allah’ın yeryüzünde halifesi ve ilâhi emanetin taşıyıcısıdır ve insan mutluluğu ve ölümsüzlüğü ancak Allah’a varmakla elde edecektir. O’ndan uzaklaştıkça da mutsuz olacaktır. İnsanoğlu yeryüzüne gelmekle Allah’tan ayrılmıştır ve yaratılmış bir kalıp olan beden içerisinde yaratıcı ile aynı olan özü taşımaktadır. İnsanın ilahi olandan bu kopuşu beraberinde bir yükselişi beraberinde getirmektedir. Bu ise peygamberin gerçekleştirmiş olduğu şekliyle mi’rac ile olacaktır. Mi’rac olayı sadece Hz. Peygamber’e özgü bir olay değildir, insanoğlu da kendi mi’racını gerçekleştirecektir. Fakat bu mi’racın şartları, özelliği ve nasıllığı karşımıza özel bir eğitim ve terbiyenin kaçınılmaz gerekliliğini çıkarmaktır ki buna ilm-i ledün diyoruz. Tarikatlar ise ilm-i ledün eğitiminin kurumsallaşmış bir şeklidir. Yani bu bakış açısına göre tasavvuf ilahi bir öz taşıyan insanoğlunun tekrar O’na dönüş yolculuğudur ve Cenab-ı Allah her insanı bu yolculuğa çıkmaya eğilimli olarak yaratmıştır. Dolayısıyla bu yoruma göre tasavvuf dostundan ayrılarak yabancılaşan insanın tekrar ona kavuşma çabası olarak değerlendirilmektedir.

Mutasavvıfların bu değerlendirmelerine uygun olarak Sufizm önce benlikten yani yarı nefisten ve sosyal benden kurtulma olan fenâ, sonra evrensel benlikle bütünleşme yani kendi benliğini kazanma olan beka şeklinde iç içe geçmiş iki psikolojik adımda özetlenebilir.

Sufilerin kendi perspektiflerinden tasavvufa yönelimi nasıl izah ettiklerini gördükten sonra konuya sosyal bilimler metodolojisi açısından bakabiliriz.

Günümüzde Tasavvufa yönelmede mistik nedenlerden ziyade farklı eğilimlerin de etkili olduğu varsayılmaktadır. Örneğin kentleşmenin ve modern hayatın bunaltıcılığının bir sonucu olan “anomi” duygusundan kurtulmak, insanların içine düştüğü duygusal boşluğu doldurma isteği, kutsalla ilişki kurarak ruhsal olgunluğa erişmeye çalışmak, güvenlik ihtiyacı, kendini değerli kılma arzusu ve mutluluk arayışı bunlardan birkaçıdır. Erich Fromm çağımızda varolan toplumsal dizgelerin insanın birlikte olma, toplumsal olma, kimlik ve sevgi gereksinmesi, kökenlilik gereksinmesi gibi temel gereksinimlerine yanıt veremediğini ve bunun bir sonucu olarak yalnızlaştığını ve yabancılaştığını ifade etmektedir.  Yabancılaşma ise içsel yönelimlerde bir belirsizlik ve varoluşsal boşlukları beraberinde getirir. Viktor Frankl’e göre birey ancak manevi ihtiyaçlarını gidererek varoluşunu anlamlandırabilir. Dolayısıyla tasavvufi yaşantı yoluyla manevi ihtiyaçlarını tatmine yönelen birey varoluşunu da anlamlandırmaya çalışmaktadır.

Tasavvufi yaşantıya yönelmeyi açıklayabilecek bir diğer yaklaşım da davranışçı öğrenme kuramıdır. Davranışçı öğrenme kuramına göre pekiştirilen davranış devam eder, cezalandırılan davranış ise kaybolur. Dolayısıyla tasavvufi bir grubun üyesi olmak, sosyal kabul veya grup tarafından benimsenme şeklinde ödüllendirildiğinde birey bu yaşantıyı sürdürmeye devam eder, benimsenmeyerek cezalandırıldığı zaman ise giderek uzaklaşır.

Ahlâki gelişim konusundaki kuramıyla önemli bir yere sahip olan Kohlberg’de psikolojik ve dini bir anlama sahip olan ahlâkî gelişimin 7. aşaması konumuzla alakalıdır. Bu aşama âlem ile birlik duygusunu, bütün varlığın bir parçası olduğu ve yaratılmışların ayrılmaz bir parçası olduğu hissini içeren mistik bir farkındalık durumudur ve bu durum ahlâki gelişimin herhangi bir safhasında ortaya çıkabilir. Mantıki ya da bilişsel açıdan diğer aşamalardan farklı olduğu için gerçek bir ahlâk aşaması kabul edilmeyen bu durum insanoğlundaki mistik eğilimi göstermesi açısından önemlidir.

Tasavvufi yaşantıya yönelmek aynı zamanda dine yönelim (conversion) hareketi olarak da yaşanabilmektedir.

Pazarlı dine yönelim ve din değiştirme olaylarının nedenlerini üç ana başlık altında ele almıştır ki bunlar tasavvufî yaşantıya yönelimi de izah edebilecek türdendir. Buraya kadar bizim ifade ettiğimiz bazı psikolojik izahları da barındıran bu açıklamalar şu şekildedir: nefse ve şuura ait iç nedenler, dış nedenler ve sosyal nedenlerdir. Ona göre en önemli etken iç sebepler yani insanın bilinç ve bilinçaltında meydana gelen buhran ve değişmelerdir. Diğer iki sebep ise değişimi hızlandıran, geciktiren veya besleyen nedenlerdir. Pazarlı bu üç nedeni şu şekilde açıklamaktadır:

  1. a) İç Sebepler: Kişi bıkkınlık ve ümitsizlik durumuna girer. Hayatı boyunca tatmin bulmayan arzular, ihtiraslar, kıskançlıklar arasında yolunu kaybetmiş bir yolcu gibi sağa sola yalpalamaya başlar. Toplumdaki çeşitli siyasi, sosyal ve ideolojik çekişmeler, ekonomik kriz ve sınıf mücadeleleri bu kriz durumunu daha da arttırır. Hassas bir kişilik özelliğine sahip olan bireylerde yaşanan bu olumsuzluklar karakter ve kişilikte sarsıntılara neden olur. Tam bu sırada kendini içinde bulunduğu durumdan kurtaracağına inandığı bir mürşid ile tanışma veya herhangi bir tesir hidayet olayını meydana getirir. Buhran ve karanlığın yerini aydınlık, huzur, ümit ve aşk alır. Bu durumda hidayet insan bütünlüğünü tamamlayan, karakter ve kişiliği güçlendiren bir unsur olarak karşımıza çıkar.

İç sebepler olarak ifade edilebilecek bir diğer husus ise şu şekildedir. Maddileşen, insanların bencilleştiği, sevgi, merhamet ve yardımlaşma gibi duyguların ortadan kalktığı bir dünyada maddi ve manevi hayat tehlikeye girmektedir. Bu durumda insanda hayat hamlesi ve ruhi kudret (Bergson’un ifadesiyle) devreye giriyor. Burada ruhi kudreti bazı psikologlar bilinçaltı (enconscient) veya kuvvet-fikir (idee-force) olarak ifade ederler. Böyle bir kriz döneminde bilinç üstüne çıkan ruhi kuvvet ruhi bütünlüğü sağlayıp yaşanan krize bir son vererek bireyi yeni bir hayata ulaştırır. Bu durum bazı psikologların “birden veya ani hidayet olayı” olarak ifade ettikleri husustur ve teolojide “ilham” sözüyle ifade edilen durumun karşılığıdır.

  1. b) Dış Sebepler: Dış sebepler sözüyle kastedilen fertte doğrudan hidayet olayına sebep olmayan, ancak bilinçaltında hazırlanmış ve mayalanmış olan “bilinçaltı kompleksleri” harekete geçiren ve bu şekilde dini değişimi hazırlayan veya hızlandıran tabii ve maddi türden olan nedenlerdir.  Bu olaylar yeniden bir şey yaratmazlar fertte hazır olan istidat ve kabiliyeti ortaya çıkarırlar. Bunları maddeler halinde şöyle sıralayabiliz:

1) Doğal afetler ve kazalar: Deprem, sel, yangın vb. doğal afetler, kaza, hastalık ve ölüm olayları bazı insanların uyumakta olan bilinç altını harekete geçirir ve bu ani uyanmanın etkisiyle dini yaşantıya geçiş yaparlar.

2) Evlilik, okunan kitaplar, dini içerikli vaaz ve telkinler de dine dönüş olayını meydana getiren bir diğer sebeptir. Bu durumda da dine dönüş olayı kişinin ruhunda yeniden yaratılmayıp, bilinç altında yaşayan komplekslerin harekete geçirilmesi yoluyla oluşmuştur.

3) Aileden ve okuldan alınan dini terbiye ve telkinler de ileriki yaşlarda dine dönüş olayını harekete geçiren etkenlerdendir.

  1. c) Sosyal Sebepler: Tasavvuf ekollerinin icra etmiş oldukları çeşitli zikir ayinleri de bireyin dine dönüşünde etkili olabilir. Okunan ilahiler, musiki, sema, devran vb. bireyin ruhunun derinliklerine inerek onu etkisi altında bırakabilir. Ayrıca tekkeler dışında camilerde veya başka mekanlarda yapılan her türlü toplantı ve dini merasim, okunan mevlitler, Kur’an-ı Kerim tilavetleri, Ramazan ayının manevi atmosferi, kandil geceleri vb. de aynı etkiyi meydana getirebilir. Tüm bu etkiler kimi insanda ani bir şekilde hidayete sebep olurken kimilerinde yavaş yavaş etki meydana getirir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir kimsenin yıllar önce almış olduğu bir tesir bilinçaltında uzun yıllar kalabilir ve hiç ummadığı bir zamanda aniden ortaya çıkarak onun dine dönüşüne sebep olabilir.

Leuba ise insanı mistisizme götüren nedenleri şu şekilde sıralamaktadır:

1) Öz saygı gereksinimi ve kendini onaylama için eğilimler,

2) Bir kimseye ya da bir şeye kendini adamaya yönelik eğilimler,

3) Sevgi ve moral destek ihtiyacı,

4) Hem aktif, hem de pasif faaliyette birlik ve barış ihtiyacı,

5) Organik ve duygusal doyum gereksinimleri.

Günümüzde tasavvufi yaşantıya yönelim üzerine yapılan bazı çalışmaların sonuçlarına bakacak olursak ise şunları söyleyebiliriz.

İlk ele alacağımız çalışma Durmuş Tatlıoğlu’nun araştırmasıdır. O “Dini Cemaatlerin Yapısal-Fonksiyonel Analizi; Kayseri ve Ankara İlleri Rifai Cemaati Örneği” isimli doktora çalışmasında Rifai tarikatının Türk sosyal yapısının karşılayamadığı ihtiyaçlara bir cevap olarak belirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Yani Türkiye’nin meşru kurumsal yapısının fonksiyonel yetersizliğinin karşılayamadığı dini ihtiyaçların, başka bir sosyal yapının gelişmesine yol açtığı ve tatmin olmamış ihtiyaçların bu yolla tatmin edildiği ifade edilmektedir.

Tatlıoğlu’nun Kayseri ve Ankara örneklemi üzerinde yapmış olduğu çalışmada elde edilen verilere göre ise katılımcıların tarikata giriş sebepleri şu şekildedir:

Dinimi yaşamak için: %53 (Kayseri örneklemi), %61 (Ankara örneklemi)

Şeyhimi beğendiğim için: %43 (Kayseri örneklemi), %33 (Ankara örneklemi)

Ailem istediği için: %2 (Kayseri örneklemi), %3 (Ankara örneklemi)

İşlerimin iyi olması için: %1 (Kayseri örneklemi), %3 (Ankara örneklemi)

Dini konularda yetişmek için: %1 (Kayseri örneklemi), %0 (Ankara örneklemi)

Tatlıoğlunun çalışmasında iki hususun ön plana çıktığı görülmektedir. Birincisi Türkiye’nin meşru kurumsal yapısının fonksiyonel yetersizliğinin karşılayamadığı dini ihtiyaçların tasavvufi cemaatler tarafından karşılandığı hususudur. Burada içsel yönelimli dini daha iyi yaşamak arzusunun başka bir ifadeyle fıtri olarak var olan inanma arzusunun sosyal yapı tarafından karşılanamamasının bir neticesi olarak tarikatlara yönelimin ortaya çıktığıdır. İkincisi ise Şeyhin beğenilen özellikleri olarak ifade edilen karizmatik lider faktörüdür. Nitekim liderin toplumsal grupların ortaya çıkmasında ve sürdürülmesindeki önemi bilinen bir gerçektir.

Sonuçlarını ele alacağımız bir diğer çalışma ise Mehmet Türkmen’in çalışmasıdır.Mehmet Türkmen tarafından yapılan “Mistik Dindarlarda Karakter Yapısı” başlıklı yüksek lisans tezinde elde edilen verilere göre araştırmaya katılanların tasavvufi yaşantıya yönelim sebepleri şu şekilde tespit edilmiştir:

Arkadaş grubunun etkisi: %31.5

Ailenin tavsiyesi: %29

Özel Kur’an kursları: %17

Vakıf ve yurt: %11

Bağımsız araştırma sonucu: %6

Örnek yaşantılar: %5.5

Açık uçlu şıkta ise “dini-ahlâkî bakımdan gelişme ve mükemmelleşme arzusu” ifade edilmektedir.

Türkmen’in çalışmasında elde edilen sonuçlara göre arkadaş grubunun etkisi, ailenin tavsiyesi ve özel Kur’an kursları en yüksek yüzdelik orana sahip görülmektedir. Bu durum çalışmanın yapıldığı örneklem grubunun tasavvufi yaşantıya yönelmesinde içsel sebeplerden ziyade dış etkenlerin, sosyal öğrenmenin etkili olduğunu göstermektedir. Netice itibariyle bizler pek çok davranış modelini başta ailemiz olmak üzere toplumda hazır olarak buluruz ve bunları öğrenerek kişiliğimiz şekillendiririz.

Üzerinde duracağımız bir diğer araştırma ise Erhan Yetik’e aittik. Yetik’in yapmış olduğu araştırmada ise tasavvufi yaşantıya yönelmede etkili olan sebepler aile, akraba, dost ve arkadaş ilişkileri ve onların telkinleri, dini incelikleriyle öğrenme arzusu, manen yücelmek ve Allah’ın rızasını kazanmak şeklinde tespit edilmiştir. Yetiğin çalışmasında içsel ve dışsal nedenler üzerinde durulmuş fakat bunlardan hangisinin daha etkili olduğuyla ilgili bir değerlendirme yapılmamaktadır.

Günümüzde yapılmış olan bir diğer çalışma da Hüseyin Certel’e aittir. Certel’in Erzurum ilinden seçmiş olduğu örneklem grubu üzerinde yaptığı araştırmadan elde ettiği verilere göre ise tasavvufa yönelişte etkili olan psiko-sosyal nedenler şu şekilde tesbit edilmiştir:

Daha ileri seviyede bir dini yaşayışı gerçekleştirme arzusu: %34.2

Dini suçluluk ve günahkarlık duygusu: %17.76

Dost, arkadaş ve aile büyüklerinin etkisi: %16.44

Tasavvufun dini kurtuluş için daha emin bir yol olduğu düşüncesi: %13.15

Bir mürşidin himmetine duyulan ihtiyaç: %9.86

Kötü ve günah sayılan alışkanlıkları terketme isteği: %8.55

Certelin çalışmasından ortaya çıkan sonuca göre içsel sebepler olarak ifade edebileceğimiz dini daha iyi yaşama arzusu ve dini suçluluk ve günahkarlık duyguları ilk sıralarda yer almaktadır. Fakat dost, arkadaş ve aile büyüklerinin etkisi olarak ifade edilen dış etkiler ve sosyal öğrenmenin de etkili olduğu görülmektedir.

Salih Aydemir’in Şanlıurfa Kadirî-Şeyh Sodey ve Müritleri üzerine yapmış olduğu çalışmada tarikata giriş nedenleri şu şekilde tespit edilmiştir:

Birisinin tavsiyesi: %50,9

Tesadüfen geldiğim bir ziyaret neticesi: %20,5

Tasavvuf hakkına okuduğum kitap neticesi: %17

Gördüğüm bir rüya neticesi: %6,2

Düştüğüm bir sıkıntının şeyh tarafından çözümü: %3,6

Cevapsız: %1,8

Aydemir’in çalışmasında da tasavvufî yaşantıya yönelmede dışsal faktörlerin daha etkili olduğu görülmektedir.

Tarafımızdan 2005 ile 2010 yıllarını kapsayan araştırmada ise tasavvufi yaşantıya yönelme nedenleri şu şekilde ifade edilmiştir:

Mürşidin sohbet, samimiyet ve şahsiyetinden etkilenmek: % 46,6

Tövbe ederek dini daha iyi yaşayabilme arzusu: % 12,5

Arkadaşımın tavsiyesiyle: % 10,0

Ailenin tasavvufi yaşantı içerisinde olması: % 9,2

Bir mürşide bağlanmanın gerekli olduğuna inanmak ve tarikata girmeden imanı kurtarmanın mümkün olmadığını düşünmek: %9,2

İştirak edilen zikir meclisinden ve yapılan sohbetten etkilenmek: %8,3

Çok sevilen birinin ölümünden etkilenmek: %4,2

Görüldüğü gibi günümüzde tasavvufi yaşantıya yönelmede başta daha derûnî bir dini hayat yaşamak arzu ve isteği olmak üzere farklı düzeyle psikososyolojik nedenler etkili olmaktadır. Günümüzde tasavvufî hareketleri değerlendirirken olumsuz örneklerden yola çıkarak yüzyıllardır İslam coğrafyasında varlığını devam ettiren bu tür dini gruplara olumsuz yüklemeler yapmak son derece indirgemeci ve sığ bir yaklaşım olacaktır ve toplumsal huzuru olumsuz anlamda derinden etkileyebilecektir.

________________
[84] Ferhat Akdemir, “Din-Yabancılaşma İlişkisi Üzerine Düşünceler”, Tabula Rasa, Isparta 2002, sayı: 5, s. 73.
[85] A. Rıza Arasteh, Enis A. Sheikh, “Sufizm: Evrensel Benliğe Giden Yol”, Yayına Hazırlayan: Kemal Sayar, Sufi Psikolojisi, İnsan Yay., bs. 3, İstanbul 2003, s. 48.
[86] George Lundskow, The Sociology of Religion, A Substantive and Transdisciplinary Approach, Pine Forge Press, Los Angeles, 2008, s. 9.
[87] Ruşen Çakır, Ayet ve Slogan, Metis Yay., 8 bs. İstanbul 1997, s. 19-20.
[88] Abdülkerim Bahadır, “Ergen Kişiliği Bağlamında Din-Kişilik İlişkisi”, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Konya 2002, sayı: 14, s. 116.
[89] Gürsen Topses, Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Nobel Yay., İstanbul 2009, s. 149.
[90] M. Doğan Karacoşkun, “Bireysel ve Toplumsal Çözülmede Televizyon Faktörü Üzerine Düşünceler”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas 2002, c. 6, sayı: 1, s. 227.
[91] Viktor Frankl, “Kendini Gerçekleştirme ve Kendini İfade Etmenin Ötesinde”, Der.; Kemal Sayar, Sana Ruhtan Soruyorlar¸ İz Yay., İstanbul 1991, s. 313.
[92] B. F. Skinner, “A Case History in Scientific Method”, Psychological Research the Inside Story, ed.: Michael H. Siegel, New York 1976, s. 25.
[93] Bonnidell Clouse, “Ergenlerde Ahlâk Gelişimi ve Cinsellik”, çev.; Turgay Gündüz, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Bursa 2000, c.9, sayı: 9, s. 720.
[94] Osman Pazarlı, Din Psikolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, s. 127.
[95] Pazarlı, Din Psikolojisi, s. 128.
[96] Pazarlı, Din Psikolojisi, s. 128.
[97] Pazarlı, Din Psikolojisi, s. 129.
[98] Pazarlı, Din Psikolojisi, s. 129-130.
[99] Hasan Kayıklık, Tasavvuf Psikolojisi, Akçağ Yay., 1. bs., Ankara 2009, s. 75.
[100] Durmuş Tatlıoğlu, Dini Cemaatlerin Yapısal-Fonksiyonel Analizi; Kayseri ve Ankara İlleri Rifai Cemaati Örneği, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1995, s. 28.
[101] Mehmet Türkmen, Mistik Dindarlarda Karakter Yapısı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa 1996, s. 32.
[102] Erhan Yetik, Tarikatlar ve Dini Hayat, Kardeşler Matbaası, Samsun 1996, s. 122-124.
[103] Hüseyin Certel, Neden Tasavvuf, Tasavvufa Yönelişte Etkili Olan Psiko-sosyal Faktörler, Akademik Araştırmalar, Erzurum 1998, s. 36-63.
[104] Salih Aydemir, Şeyh-Mürid İlişkileriyle Belirlenmiş Cemaat Şekli Olarak Tarikatlar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1998.s. 131.