1. Meşrutiyet’in veya Hürriyet’in ilanı olan 10 Temmuz 1324/24 Temmuz 1908 tarihinden itibaren Osmanlı-Türk siyasal, kültürel, entelektüel ve düşünsel alanında büyük değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönemde Milli Kütüphane, Hazine-i Evrak, Milli Musiki, Milli Filmcilik Türk Gücü, Türk Ocağı, Hilal-i Ahmer, Himaye-i Etfal, Müdafa-i Milliye ve Donanma gibi birçok dernek kurulmuş, kadın hakları konusunda iyileştirmeler yapılmış, eğitim konusunda büyük atılımlar görülmüştür. Evkaf, İtibar-ı Milli ve Ziraat gibi bankalar kurulmuştur. Yine II. Meşrutiyet‟in ilan edilmesiyle birlikte Türk basınında yeni bir dönem başlamış ve yıllardan beri düşündüklerini yazamayanlar yeni gazete ve dergi çıkarmaya başlamışlardır. Esas olarak “Bu devlet kurtarılır?” düşüncesi etrafında toplanan aydınlar dönemin vermiş olduğu özgürlük havasından da faydalanarak içinde bulundukları düşünce akımının görüş ve düşüncelerini aktarmaya çalışmışlardır. Siyasetle iç içe denebilecek vaziyette oluşan gazete ve dergiler kültürel bilgi aktarımı ve taşıyıcılığından ziyade siyasallaşmışlar, hatta siyaseten saflaşmışlardır. Deyim yerindeyse siyasal bir oluşum gibi hareket eden gazete ve dergi sahipleri ve yazarları genelde İslâm dünyası özelde Osmanlı Devleti hakkındaki görüşlerini serdetmeye başlamışlardır. Düşünce akımlarının doğuşu da aşağı yukarı bu döneme karşılık gelmektedir. Çalışma çerçevesinde ele alacağımız Osmanlı’da İslâmcılık düşüncesi siyasal bir dünya görüşü olarak Yeni Osmanlılar Dönemi’nde ortaya çıktığı söylenebilir. Bir siyasi oluşum olarak İslâmcıların kendilerini basın yoluyla ifade etmeleri ise 1908’den sonraki süreçten sonra belirgin bir görülmeye başlamıştır. II. Meşrutiyet döneminin en önemli dergilerinden olan Sırat-ı Müstakim, Türkçü, İslâmcı ve Batıcı ideolojileri benimseyen yazarların yazılarını yayımlamakla beraber son tahlilde Osmanlı Türkiyesi’nde İslâmcılık akımının sözcülüğünü yapmış bir yayım organıdır. Modernist İslâmcıların buradan ayrılarak İslâm Mecmuası’nı çıkarmalarından sonra dergi, belirgin bir biçimde muhafazakâr, dinî reformlara muhalif bir hüviyet kazanmıştır. Jöntürk Devrimi ile II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi sonucu siyasi güç ve dayanağını iyice kaybeden İslâmcılık akımı, eski hüviyetini yitiren bir ideoloji olmakla birlikte kaybolup gitmemiş, Sebilürreşâd dergisi çevresinde, Batı, Batıcılık akımı ve diğer düşünce akımlarına karşı bir alternatif ve muhalif bir güç olarak İslâmcı-millî ve yerli düşünceyi savunmuştur. Bir başka deyişle Sebilürreşâd dergisi, takip ettiği yayım politikası ile İslâmcılık akımını fikren besleyen ve destekleyen süreli bir yayın olmuştur.

Dergi, İslâmcı akımın yayın organlarından ilki ve en önemlisi olma özelliği taşımaktadır. Aralıklarla da olsa yaklaşık 65 yıl yayın hayatında kalan dergi, bu özelliği ile II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminin uzun soluklu yayın organlarından biri olmuştur. Derginin Sebilürreşad ismini aldığı dönemden az önceleri 1911 Trablusgarp cephesinin açılması, 1912 Balkan Savaşları ile Balkanlardaki toprakların hiç silah kullanılmadan kaybedilmesi ve 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı ve İslâm coğrafyasının diğer yerlerindeki olumsuz gelişmeler ve son kertede Osmanlı Devleti’nin bir şekilde yıkılmaya yüz tutması karşısında devletin bu sıkıntılı halinden kurtulmak için kendilerine göre bir çare arayan İslâmcı akımın mensupları, Müslümanları yeniden birleştirip bütünleştirebilir miyiz? amacıyla bir İslâm Birliği meydana getirmeyi idealize etmişlerdir. Bu uğurda yazılar kaleme almışlar, birtakım sosyal, kültürel ve siyasal çabalar içine girmişlerdir. Bu bağlamda dergide çeşitli yazarlar ve aydınlar tarafından İttihad-ı İslâm ve benzeşik kavramları hakkında hayli yazılar kaleme almışlar bu ve bu çerçevede değerlendirmeler yapmışlardır. Dergi çevresi Eskişehir bozgunundan az önce Ankara’da bir İslâm Kongresi toplanması konusunda girişimlerde bulunur. Bu konuda Eşref Edip, İslâm toplumlarının ayrılık sebeplerine kapılarak parçalanıp yaman bir azaba uğradıklarını bunun için ortak dertlere ortak çözüm aramak gerektiğini belirterek şu görüşlerini ortaya atar. “Anadolu’da bir İslâm Kongresinin teşkili o kadar mühim bir hadisedir ki, bütün Müslüman efkârı üzerinde azîm tesirler husule getirecek, bütün meyus gönüllere yeni bir nefha-i ümit ve hayat bahşedecektir.” Tabii ki ülkenin içinde bulunduğu şartlar gereği böyle bir kongre toplanamaz.

Sebilürreşaâd Dergisi, İslâm dünyasının çeşitli yerlerinden gelen yazar ve aydınların buluşma merkezi görevi de üstlenmiştir. Dergideki yazar kadrosuna ve yazarlara bakıldığında birçok İslâm alimi ve aydınının görüş ve yazılarıyla dergiye açık destek verdikleri görülmektedir. Yine bu cümleden olarak dergide İslâm dünyasının farklı ülke ve toplumlarının sosyal ve kültürel hayatları, içinde bulundukları siyasal ve toplumsal sorunları hakkında haberler ve makaleler yayınlanmak suretiyle İslâm birliğinin oluşması konusunda çabalar sarfedildiği dikkat çekmektedir.

Son cümle olarak gerek İslâm dünyasının içinde bulunduğu çalkantılı durum ve yorgunluktan gerekse Batılı güçlerin İslâm dünyası üzerindeki sömürgeci tutumları nedeniyle dergi çevresinin bu uğurdaki düşünceleri idealden gerçeğe dönüşememiş ve ne yazık ki akim kalmıştır.

________________
[83] Ahmet Yüksel Özemre, Kâmil Mürşidlerin Mîrâsı, Sufi Kitap, İstanbul 2008, s. 7-9.